Hayat, bir hayat hikâyesine katlanılamayacak kadar uzun; bir
gülümseyişe, bir kıpırdanışa, bir dokunuşa vakit ayıramayacak kadar
kısa.
Hayat, gerçekleri sırtlayıp taşıyamayacak kadar ağır; bir kuşun
kanadına konup da ona bile hissettirmeden uçabilecek kadar hafif.
Hayat, her anını dibine kadar yaşamaya çalışmak için nefes nefese
koşturmayı göze alacak kadar dolu; bütün yaşadıklarının sadece bir
hayal olduğunu hissettirecek kadar boş.
Hayat, koskoca ömürde “Bir yalnız gün daha nasıl geçecek, şu saatler
nasıl bitecek?’’ diye yakınacak kadar muamma; göz açıp kapayana kadar
geçen sürede sona erebilecek kadar basit.
Hayat, kendini oluşturan her sihri, her cazibeyi, her rengi
yürekleri hoplatacak, kanlarımızı kaynatacak kadar parlak ve güzel;
gözlerimizi acılarla, hüzünlerle, ayrılıklarla, ölümlerle
buluşturduğumuzda sadece iki renk: Gri ve siyah.
Hayat, her anını tuvallere, yazılara, şiirlere, gösterilere döküp
sergileyebileceğin kadar sanat; tek bir uyanışta, görevinin tek bir
oyundan ibaret, tek bir rol olduğunu fark edebileceğin kadar kısır ve
monoton.
Hayat, senin tek bir “Evet!’’ inle başkalarına bölüştürüp
sunabileceğin, nefes alıp verişlerinle paylaştırabileceğin kadar hayret
verici ve cömert; tek bir “Hayır!” ınla her şeyi mahvedebileceğin, yok
edebileceğin kadar cimri ve densiz.
Hayat, gerçek hayat hikâyelerine katlanabilecek gücü bulup
buluşturup daha da büyüğünü oluşturabilecek kadar heybetli ve zor; her
şeyden vazgeçip hayata veda etmeyi isteyecek, ruh sağlığını bozacak
kadar güçsüz ve zayıf.
Hayat, sevmeyi bilecek, bilmiyorsa öğrenecek, tadacak, sunacak,
paylaşacak ve böyle sevgilerle bütün sevgileri çoğaltabilecek kadar
anlamlı; nefreti seçip sıçratmak, sıçrattıkça da o çamura bulaşacak
kadar tehlikeli.
Hayat, gerçek hayat hikâyelerine katlanmaya değecek kadar yaşanmaya değer.
Hayat, onu kısaltmanın haksızlık olduğunu anlatacak kadar
öğretici; bir daha bulunmayacak, yaşanmayacak kadar “tek.”
Hayat, yalnız senin dilediğin kadar uzun; yalnız senin dilediğin kadar kısa.
ZEYNEP ÇİFTÇİ
kanadına konup da ona bile hissettirmeden uçabilecek kadar hafif.
Hayat, her anını dibine kadar yaşamaya çalışmak için nefes nefese
koşturmayı göze alacak kadar dolu; bütün yaşadıklarının sadece bir
hayal olduğunu hissettirecek kadar boş.
Hayat, koskoca ömürde “Bir yalnız gün daha nasıl geçecek, şu saatler
nasıl bitecek?’’ diye yakınacak kadar muamma; göz açıp kapayana kadar
geçen sürede sona erebilecek kadar basit.
Hayat, kendini oluşturan her sihri, her cazibeyi, her rengi
yürekleri hoplatacak, kanlarımızı kaynatacak kadar parlak ve güzel;
gözlerimizi acılarla, hüzünlerle, ayrılıklarla, ölümlerle
buluşturduğumuzda sadece iki renk: Gri ve siyah.
Hayat, her anını tuvallere, yazılara, şiirlere, gösterilere döküp
sergileyebileceğin kadar sanat; tek bir uyanışta, görevinin tek bir
oyundan ibaret, tek bir rol olduğunu fark edebileceğin kadar kısır ve
monoton.
Hayat, senin tek bir “Evet!’’ inle başkalarına bölüştürüp
sunabileceğin, nefes alıp verişlerinle paylaştırabileceğin kadar hayret
verici ve cömert; tek bir “Hayır!” ınla her şeyi mahvedebileceğin, yok
edebileceğin kadar cimri ve densiz.
Hayat, gerçek hayat hikâyelerine katlanabilecek gücü bulup
buluşturup daha da büyüğünü oluşturabilecek kadar heybetli ve zor; her
şeyden vazgeçip hayata veda etmeyi isteyecek, ruh sağlığını bozacak
kadar güçsüz ve zayıf.
Hayat, sevmeyi bilecek, bilmiyorsa öğrenecek, tadacak, sunacak,
paylaşacak ve böyle sevgilerle bütün sevgileri çoğaltabilecek kadar
anlamlı; nefreti seçip sıçratmak, sıçrattıkça da o çamura bulaşacak
kadar tehlikeli.
Hayat, gerçek hayat hikâyelerine katlanmaya değecek kadar yaşanmaya değer.
Hayat, onu kısaltmanın haksızlık olduğunu anlatacak kadar
öğretici; bir daha bulunmayacak, yaşanmayacak kadar “tek.”
Hayat, yalnız senin dilediğin kadar uzun; yalnız senin dilediğin kadar kısa.
ZEYNEP ÇİFTÇİ
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder