Bir
yüreğin adamakıllı sarsılabilmesi için her zaman ille de kaderin güçlü
bir tokadı ya da her şeyi sert bir şekilde söküp atan bir güç gerekmez;
hatta gelişigüzel nedenle yıkımı yaratmak, kaderin ele avuca sığmaz
heykeltraş isteğini tahrik eder. Biz insanoğlu, kendi anlaşılmaz
dilimizde bu ilk hafif dokunuşlara bahane deriz ve onun küçücük
cüssesiyle çoğu zaman muazzam etkili gücüne şaşar kalırız; fakat bir
hastalık nasıl sinsice ortaya çıkarsa, bir insanın kaderi de ancak her
şey gözle görünür hale geldiğinde ve olaylar başladığında kendini belli
eder. Kader, yüreğe dıştan dokunmadan çok önce beyinde ve kanda içten
içe ilerler her zaman. Kişinin kendini tanımaya başlaması aslında
kendini savunmaya başlamasıdır ve bu, çoğu zaman beyhude bir
savunmadır.
Stefan Zweig, Bir Yüreğin Ölümü
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder