Dünyada
olup biten şeylerin bir bölümü elimizdedir. Bir bölümü elimizde
değildir. Elimizde olanlar düşüncelerimiz, yaşayışımız, isteklerimiz,
eğilimlerimiz, iğrenmelerimiz; bir kelimeyle bütün davranışlarımızdır.
Elimizde olmayanlar; mal, şöhret, yüksek görev gibi şeylerdir.
Başına gelen belâlar yüzünden başkasını suçlamak bilgisizin yapacağı
iştir. Yalnız kendini sorumlu bilmek, bu, gözü açılmak üzere olan bir
adamın işidir.
Hayatında olup biten şeylerin, dilediğin şekilde
olmasını isteme: Nasıl oluyorlarsa, öyle olmalarını iste. Böylece her
zaman mutlu olursun.
İnsanların ruhlarından söküp atacakları iki şey vardır: Bencillik ve imansızlık.
Kendine filozof deme. Bilgisizlerin önünde güzel özlü sözleri sayıp dökme. En iyisi bu özlü sözlerin emrettikleri şeyleri yap.
Felsefe öğreniminde bir adamın ilerlediğine gerçek belirtiler; kimseyi
yermez, kimseyi övmez, kimseden sızlanmaz, kimseyi suçlamaz, güçlü bir
kişi imiş ya da bir şeyler bilirmiş gibi kendisinden hiç söz açmaz.
Hepimiz bedenin ölümünden korkuyoruz. Ama ruhun ölümünden korkan kimdir?
Allah yalnız renkleri yaratmış ve onları ayırt edecek, görecek gözleri
yaratmamış olsaydı bu renkler neye yarayacaktı? Renkleri ve gözleri
yaratıp da ışığı yaratmasaydı renkler ve gözler neye yarayacaktı? Bu üç
şeyi birbiri için yaratmış olan kimdir? Bu eşsiz birliğin yaratıcısı
kimdir? Allahtır. Demek ki kutsal bir kuvvet vardır.
Geceleyin kapılar kapanıp da lâmbalar söndüğü vakit, odanda yalnız kaldığını söyleme!. Çünkü yalnız değilsin.
Biraz duygumuz olsaydı yalnızken ya da kalabalık içindeyken, bütün
hayatımızda, Allaha; bize bahşettiği ve ömrümüzün her anında
faydalandığımız nimetler için şükretmekten başka bir şey yapamazdık.
Evet, çapa çapalarken, tarla sürerken, yerken, gezerken, kalkar ve
yatarken kısacası her hareketimizle haykıracaktık: “Allah ne büyüktür!”
Her şey bu haykırışla titreyecekti.
Her şeyi yoluna koyacak olan akıl sapıtırsa onu yoluna kim koyacak?
Allah, bütün insanları mutlu olmaları için yaratmıştır; kara bahtlı oluyorlarsa kendi çelmeleri yüzünden oluyorlar.
Bir güzel söz söyleme sanatı varsa, bir de güzel anlama ve dinleme sanatı vardır.
Yaşadıkça ödevim, halk arasında ya da yalnızken her işte Allah’a
şükretmek, onu her fırsatta övmek ve ölünceye kadar kutlamaktır.
Kaptanın en küçük bir dalgınlığı bir gemiyi batırdığı gibi, yapacağımız
en küçük unutkanlık, en küçük bir dikkatsizlik de felsefe öğreniminde
bütün ilerlemeyi yok edebilir. Öyleyse uyanık olalım. Koruyacağımız şey
altın yüklü bir gemiden daha değerlidir. Bu; temizlik, sözde durma,
direnme, Allah’ın buyruklarına boyun eğme, acıdan, kaygıdan, korkudan
kurtulma, kısacası gerçek özgürlüktür.
Epiktetos, Düşünceler ve Sohbetler
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder